CANSIZ HOCANIN FIKRALAŞAN İCRAATLARI
BU GÜN GİT YARIN GEL
Devlet dairelerinde vatandaşa "bu gün git yarın gel" anlayışı hemen her dönemde geçerli olmuştur. Dernekpazarı 1950 öncesi Of ilçesine bağlı idi. Resmi bir işi olan yirmi kilometrelik yolu gitmesi gerekiyordu. Cansız Hoca'nı köylüsü Şahmeran Güveli nüfus cüzdanı alabilmek için iki kez Of'a gitmesine rağmen yukarıda ifade ettiğimiz anlayıştan dolayı başarılı olamamıştır.
Durumu Cansız Hocaya aktarır. O dönemde İl Genel Meclisi üyesi ve sözü geçer konumda idi. Kâğıt-zarf ister. Zarfa koyduğu kâğıda şunları yazar:
-Vatandaşın üçüncü defa işini yapmamak b.k yemektir.
İmza. Mustafa Cansız
Okuma yazması olmayan Şahmeran Güveli bu mektupla birlikte Nüfus memurluğuna gider. Mektubu açıp okuyan memur hiçbir şey sormadan işlemi yapar. Böylece Şahmeran Güveli nüfus cüzdanına kavuşur.
Buna benzer bir diğer olay şöyledir: Bir şahıs rüşvet vermediği için "bu gün git yarın gel" diye oyalanıyormuş. Durumu Cansız'a anlatmışlar.
Aynı şekilde bir zarf ve kâğıt istemiş. Kâğıdı makasla parçalar ve zarfa koyar.
Niçin böyle yaptığı sorulunca ne yazdığın söyler: "Bu adamın rüşvet verecek kuruşu yoktur. Cüzdanını verin."
Adam bu şekilde cüzdanını alır.
EDİSON CENNETE GİRECEK Mİ?
Cansız Hoca'nın bulunduğu bir yerde kimlerin cennete gireceği konusu tartışılıyormuş. Mollalardan biri Cansız Hocaya:
-Hocam, Edison bütün dünyayı aydınlatan buluşu gerçekleştirdi ama yine cehenneme gidecek.
-Sen Edison'un cehenneme gideceğini nereden biliyorsun?
-O bizim Peygambere inanmadı. Onun için cennete giremez.
Bunun üzerine Cansız Hoca şu açıklamayı yapma gereğini duyar:
Bakara suresinin 62. ayetinde Allah "Şüphesiz iman edenlerle, Yahudiler, Hıristiyanlar ve sabilerden kimler Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih ameller işlerlerse onların ecirleri Allah katındadrr. Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir de." Bu ayette Allah insanlardan Allah'a ve ahiret gününe inanıp hayırlı işler yapmaları şartını getiriyor. Aynı ayet Maide suresinin 69. ayetinde tekrar edilmektedir. Sonra büyük âlimlerin ekseriyeti iman sahibi oldukları bilinen bir husustur. Ayrıca Edison'un son nefesinde nasıl gittiğini ne biliyorsun? gibi izahlarla onu ikna etmeye çalışmış. Ancak adam ikna olmamış ve illa cehenneme gidecek diye ısrar edince, Cansız Hoca sinirlenir ve ona şu cevabı verir:
-Allah, senin gibi beş milyon eş.eği cennete koyacağına bir Edison'u koysun daha kârlıdır.
"ŞEYTAN ... BUYURDU?
Hocalar vaaz verdikleri sırada "Kalellahu" diye ayeti okurken Türkçesi "Allah dedi" anlamında olmasına rağmen saygıya binaen "Allah buyurdu" denir.
Cansız Hoca'nın bulunduğu bir imtihanda hocanın biri alışkanlık olacak ki "ve kaleşşeytanu" ayetini tercüme ederken "şeytan buyurdu" demiş.
Bunun üzerine Cansız Hoca açmış ağzını, yummuş gözünü:
- Şeytan buyurdu mu? Bir de celle celalühü ekle oraya e. ek oğlu e.ek. Şeytan b.k yedi. Çık dışarı.
KUR'AN SAYFALARI
Bazı insanlar vardır ki olmayacak sorular sorar. Adamın biri Cansız Hoca'ya şöyle bir soru sormuş:
-Hocam, yeryüzünün her tarafına Kuran sayfalan serilse ve büyük abdest ihtiyacın gelse bu ihtiyacı gidermeyi nerede yapacaksın?
Bu soruya sinirlenen Cansız Hoca şu cevabı vermiş:
-İhtiyacı giderecek yer kalmadığına göre ağzına etmekten başka çare kalmadı.
CHP İLE DP ARASINDAKİ FARK?
Demokrat Partisi kurulduğu zaman Cansız Hocaya, Halk Partisi ile Demokrat Parti arasında ne fark var diye bir soru yöneltmişler. O da şu cevabı vermiş:
-Hayvan dışkısının üzerinden manda arabasının tekeri geçti. Yarısı bir tarafa, öbür yarısı da öbür tarafa kaldı. Aradaki fark budur.
ALLAH TÜRK MÜ?
1960 İhtilalinden sonra Milli Birlik Komitesi üyelerinden bazıları Trabzon'a gelmiş. Cansız Hoca'yı, İmam-ı Azam'ın Türk olup olmadığını sormak için çağırmışlar. Hoca gitmeden önce şöyle demiş: “İmam-ı Azam işi kolay da Allah'ın Türk olup olmadığını sorarlarsa ne cevap vereceğim”
CANSIZ HOCA TARİKATLARI SEVMİYOR AMA TASAVVUF EDEBİYATINA DÜŞKÜN
Ahmet Gürsoy'un Cansız Hoca'nın tarikatlara bakışı ile ilgili şu ifadelere yer vermiştir:
"Tarikatlara karşı olduğu doğrudur. Ancak tasavvuf şiirlerini ezbere bilirdi. Türk edebiyatının; Halk edebiyatı, Tekke edebiyatı ve Divan edebiyatından akarak oluştuğunu ve bunların büyük değerler olduğunu ifade ederdi. Ayrıca Tarikatların 18. yüzyıldan itibaren yozlaştığını ve şeyhlerin araya konularak dine en büyük kötülüğü yaptıklarını söylerdi. Bazıları "hatemü'l-enbiya mı büyük, yoksa hatemü'l evliya mı büyük" sözünü söyleyerek tartışanlara çok kızar ve ağır hakaret ederdi.
Sait Aydemirin Cansız Hoca ile ilgili hatırası şöyle:
Kendilerinden dinledim. Gençlik yıllarıydı. Köylerinden tarikata giren bir genç, "biz vecde geliyoruz. Tecelliler oluyor. Allah'ı bile görüyoruz. İstersen sana da göstereyim." Cansız, "göster bakalım" der. Birlikte giderler. Karanlık yerde olacak ya Cansız'ı ahıra götürmek ister. Bunun üzerine Cansız çok kızar ve "ulan e...k oğlu e...k Allah'ı ahırda mı arıyorsun" diyerek basmış dayağı. Aslında Hoca işi biliyor ama sonucu merak ediyordu.
6 Eylül 1950 tarihinde kaleme aldığı ve Diyanet İşleri Başkanlığına gönderdiği raporda şu ifadelere yer vermiştir:
"Üzerinde hassasiyetle durulması gereken tarikatçılıkta son zamanlarda görülen durgunluk, bölgemiz hesabına tarikatçılıktan bir dönüş kabul edilemez. Buna fırsatta ilerlemek için bir gerileyiş demek daha doğru olur sanırım.
Zaman zaman din, tasavvuf kisvesi altında belli olmayan maksatlarla neşredilen kitaplar, mecmualar çoğalmış bulunuyor. Bu kitaplardan birisi de yanılmıyorsam tarikatlara hizmet maksadı ile Ömer Rıza Doğrul'un Tasavvuf tarihidir. Bu eser hakkında güzel niyetlerinden emin olduğum bir iki arkadaş vaiz tarafından da aciz düşüncem sorulmuştu. Düşündüğümü söyledikten sonra kendilerine, bağlı bulunduğumuz Diyanet İşleri Başkanlığının tasdiklerini, hususi ile Başkanımızın takrizlerini görmediğimiz (yeni çıktı) dinî, tasavvufî eserleri şüphe ile telakki etmeniz gerekli olduğunu söyledim. Sözlerime Diyanet İşleri Başkanlığının ve sayın Başkanın dinî neşriyatı size de. Öğütlerinizi dinleyenlere de üstün bir yeterlilik taşıdığını eklemiş bulunuyordum. Fakat bu yeni çıktıların bir listesi ile mahiyetlerinin teşkilat mensuplarına bildirilmesinin faydalı olacağını sanmaktayım."
Cansız Hoca'nın cümlelerinden anladığımız kadarıyla tarikatlara karşı bir tavrının olduğu anlaşılmaktadır. Çok partili hayata geçişle birlikte gerek dinî neşriyatta ve gerekse dinî oluşumlarda bir serbestliğin yaşanması söz konusu olmakla birlikte kendileri, bu durumu sağlıklı görmemekte ve ihtiyatla karşılamaktadır. Özellikle tasavvuf içerikli çıkan yayınların şüphe ile karşılanması, çıkan bu kitaplarla ilgili Başkanlığın inceleme yapıp teşkilatı bilgilendirmesi gerektiğini vurgulamakta ve dini öğütlerde Diyanet İşleri Başkanlığının yayınlarının kaynak olarak kullanılmasını yeterli görmektedir.
Mehmet GÜNAYDIN; 1961 yılında Trabzon’un Dernekpazarı ilçesi Kondu-Güney Mahallesi’nde doğdu. Dernekpazarı Camii İmamı merhum Hafız Mustafa Sıtkı Günaydın’ın oğludur. İlköğretimini müteâkip 1979 yılında Trabzon Lisesi’nden mezun oldu. 1981-1982 yıllarında askerlik görevini yaptı. 1983-1984 yıllarında Dernekpazarı Belediyesi muhasebe memurluğu görevini yürüttü. 1989 yılında Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1990-1999 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı Yozgat-Şefaatli Merkez Ortaokulu ve Samsun-Ladik Akpınar Anadolu Öğretmen Lisesi’nde öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundu. 1995 yılında Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’ne bağlı Felsefe ve Din Bilimleri Anabilim Dalı’nda “Şefaatli’de Din Eğitimi ve Öğretimi” adlı teziyle yüksek lisansını tamamladı. 1999 yılında Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü Din Eğitimi Anabilim Dalı’na Öğretim Görevlisi olarak atandı. Halen bu görevini sürdürmektedir. Evli ve dört çocuk babasıdır.
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilir.
Lütfen sisteme giriş yapın veya kayıt olun.